Zayıflama Tedavisi

Doyma hissi sadece aldığınız gıdanın kompozisyonu ve miktarı ile değil, yutaktan mideye kadar olan yol boyuncaki reseptörlerin ile değil, yutaktan mideye kadar olan yol boyuncaki reseptörlerin uyarılmasıyla da ilgilidir.

Mide çeperinin genişleyerek gerilmesi ve bunun Vagus siniri aracılığıyla beyne iletilmesi, kan şekeri ve yağının yükseşmesi sonucunda artan ''İnsülin'' ve son olarak, yağ dokusunda salınan ''Leptin'' isimli hormonun salgılanması doygunluk hissinin kaynağıdır.

Bazı insanlarda doygunluk hissi oluşmaz ya da oluşması gereken daha ileri bir zamanda oluşur. Doygunluk hissine ulaşamamanın ilk kaynağı psikojenik sebeplerdir. Hedonik bir eylem olan yeme-içme, stresi bastıracak bir vasıta olarak kullanılabilir, ki bu yaygın bir şekilde başvurulan bir yöntemdir.

Doygunluk hissine mani olan ikinci faktör de ''Leptin direnci''dir. Leptin, yağ dokusundan salgılanan, tokluk hissi yaratıp vücut için gerekli enerjinin yağ depolarından harcanmasını sağlayan ve vücudun enerji dengesini düzenleyen bir hormondur.

Leptin Direnci, kan-beyin bariyerinin normalden kalın olması nedeniyle salgılanan Leptin'in yeterli miktarda beyne ulaşmaması ya da Leptin reseptörlerinin moleküler yapısındaki bozukluk nedeniyle salgılanan Leptin'in yeterli miktarda reseptöre bağlanmaması ile oluşmaktadır.

Doygunluk hissine mani olan üçüncü faktör ise ''İnsülin Direnci''dir. Yemek sonrası pankreastan insülin hormonu salgılanır. İnsülin, bağırsaktan emilen gıdaların karaciğer, yağ gibi dokulardaki hücrelerin içine girmesini ve buralarda ya enerjiye dönüşmesini ya da yağ olarak depolanmasını sağlar.
Diğer yandan, salgılanan insülin bu etkilerinin yanında beyinde iştahın kesilmesine de neden olmaktadır.

Kaynakçalar:
Neuroscience of Clinical Psychiatry
Doç.Dr. Oytun ERBAŞ

REFLEKSOLOJİNİN ÖNEMİ..

Vücudun her noktasını; kolları, bacakları, iç organları bir kominikasyon ağı olarak saran nöronlar beyin ile vucut arasındaki bağlantıyı sağlar. Vücudumuzun her bir noktasına uzanan sinirler tüm vücudun uyumlu çalışmasını ve dengesini sağlar. Merkezi Sinir Sistemi; Vücuttan gelen verilerin yorumlandığı ve bu verilerin doğrultusunda kararların verildiği çok karmaşık bir komuta merkezidir. 

Beyin hücrelerinin zarları üzerinde kendilerine ulaşan mesajları algılayan antenler yani DENTRİTLER bulunur. Bu antenlerin bağlı bulunduğu bir ana gövde ve gövdenin diğer ucunda bilgiyi yayan tek bir santral yani akson vardır. 

Milyarlarca nöron duyu organları arcılığıyla edinilen bilgileri inanılmaz bir hızla beyne taşırlar. Bu hız saniyenin 50 de 1 i kadardır. Bunu yaparken de elektriksel ve kimyasal sinyaller kullanırlar. Bir sinir hücresindeki anten sayısı 100 ila 10.000 arasındadır. Bu sayı ihtiyaca göre azalıp çoğalmaktadır. 

Antenler bir hücreden gelen bilgileri yakalayıp, diğer uçtaki santrale gönderirler. Santral yani akson uçta bilginin dağıtımını yapacak keseler bulunur. Elektrik sinyallerini kimyasal sinyale çeviren ileticiler yani Nörotransmitter ile doludur. İki nöron birbirinden sinaps boşluğuyla ayrılır.

Nörotransmitter ler bir hücreden diğerine bu boşluktan geçerek atlarlar ve iki hücre arasındaki iletişimi sağlarlar bir hücre ucunda vericiler diğer hücre ucunda alıcılar bulunur. 

Verici uçtaki  Nörotransmitter ler bir elektrik sinyaliyle uyarılır ve bu uyarıyla bombardıman halinde bir molekül akışı başlar. Diğer hücre yüzeyi tıpkı bir laleyi andırır şekilde alıcılarla kaplıdır. Moleküller buraya ulaştığında alıcılar yapraklarını açar ve moleküllerin geçişine izin verir. 

Her molekülün geçeceği tek bir kapı vardır. Molekülün geçeceği tek bir kapı anahtar ve kilit gibi birbirine uyacak şekilde yaratılmışlardır. Ve hiç bir transmitter başka bir transmittere  ait kapıdan içeri giremez. Moleküller alıcı hücrede yeniden elektrik akımı oluştururlar. 

Bilgi diğer hücreye iletilmiş ve  Nörotransmitter görevlerini bitirmişlerdir. İşleri biten moleküller kendi cinslerine ait olan ve farklı  Nörotransmitter ler asla kullanamayacağı özel bir kapıdan geçerek kendi sinir hücrelerine geri dönerler.

Beyin hücreleri yalnızca saf glikoz ve oksijen ile beslenir. İhtiyaç duyulan oksijen nöronlara ulaşmaz ise bilgi üretimi kesintiye uğrar. 
Zira nöronların yakıtı olan glikoz ancak yeterli oksijen varsa kullanılabilir hale gelir. Oksijen eksikliğinde şeker kullanılamaz. Bu durumda bilgiler ya yavaş depolanır ya da hiç depolanmaz. 

REFLEKSOLOJİ İLE NASIL ZAYIFLARIM..

Ayaklarda ve ellerde bedenin tüm bölgelerine ve sistemlerine bağlı olarak anatomik refleks noktaları mevcuttur. Ayak ve el tabanında, üstünde, sağında ve sol bölgelerinde her organa ait sinir uç noktalarına manüel terapi uygulayarak beyine elektro sinyalleri (görev uyarıları) ileterek vücuttaki sinirlere ve belli sistemlere emir gönderip; Vagus siniri aracılığıyla yutaktan mideye kadar olan yol boyuncaki reseptörlerin uyarılması ve pankreas, karaciğer bağırsağın yanı sıra ‘’İNSÜLİN VE LEPTİN HORMONU’’nun da düzenli olarak çalışmasını sağlayarak;

Nitekim serotonin ve nöroadrenalin etkinliğini arttırmak için Refleksoloji uygulamasında anatomik olarak belirttiğimiz sinir uç noktalarını fizyolojik olarak işleve geçirdikten sonra; nörofizyolojik kurama göre ayaklardan çıkan uyarının aksonlar yoluyla beyine ulaşarak nöronlar arasında sinaps bağlantısını sağlayarak mesajın beyine ulaşmasıyla beyindeki nöronun öğrenme işlevi de başlamış olur.

Ayrıca; Kan akışının hareketlenmesi sonucu, Dokuları oluşturan hücrelerde yenilenmeler, laktik asit, ürik asit ve kalsiyum birikimini yok ederek cilt sağlığına yardımcı olurken aynı zamanda sinüslerin temizlenmesi de sağlanmaktadır. 
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere İngiltere, Rusya, İsrail, Endonezya, Belçika, Danimarka ve Fransa gibi ülkelerinde de birçok alanda kullanılan ayak masajı(refleksoloji), ebelik ve hemşirelik profesyonelleri arasında oldukça popüler hale gelmiştir. Hem sağlığın korunması ve yükseltilmesinde, hem de bazı rahatsızlıkların hafifletilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. 

Kaynakça; 

1-Borman P. Nöropatik ağrı tedavisinde tamamlayıcı alternatif tedaviler. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Dergisi 2009;12: 151-156.

2-M Valiani M, Shiran E, Kianpour M. and Hasanpour M. Reviewing the effect of reflexology on the pain and certain features and outcomes of the labor on the primiparous women. Iranian Journal of Nursing and Midwifery Research 2010;15: 302-310.

3-McNeill JA, Alderdice FA, McMurray F. A retrospective cohort study exploring the relationship between antenatal reflexology and intranatal outcomes. Complementary Therapies in Clinical Practice

2006;12:119-25.

Refleksoloji, bugün tamamlayıcı tıp olarak yer almaktadır. (GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP UYGULAMALARI REFLEKSOLOJİ YÖNETMELİĞİ 27 EKİM 2014TARİHİNDE RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANARAK YÜRÜRLÜĞE KONULMUŞTUR.)

Bilgi ve randevu için;
Doç. Dr.
Kürşat Şahin YILDIRIMER
+905326033006