Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer
Psikoloji; İletişim, İlişkiler
Prof. Dr. Kürşat Şahin Yıldırımer
Psikoloji; İletişim, İlişkiler
Blog & Duyurular

Aşkın Nörolojisi: Beynimiz Neden Yanlış Kişiye Aşık Olur?

17 Temmuz 2025
Aşkın Nörolojisi: Beynimiz Neden Yanlış Kişiye Aşık Olur?

Aşk, insanlık tarihinin en büyük gizemlerinden biridir. Bu güçlü duygu, hayatımızı derinden etkiler, karar verme süreçlerimizi değiştirir ve bazen mantığımızı devre dışı bırakır. Peki beynimiz nasıl çalışır da bazen “yanlış” kişiye aşık oluruz? Modern nörobilimin ışığında, aşkın karmaşık mekanizmalarını ve beynimizin bu süreçteki rolünü keşfedelim.

Aşkın Nörolojik Temelleri

Aşk, sadece romantik bir duygu değil, aynı zamanda karmaşık nörokimyasal süreçlerin sonucudur. Beynimiz aşık olduğunda, dopamin, serotonin, noradrenalin ve oksitosin gibi çeşitli nörotransmitterler devreye girer. Bu kimyasal süreçler, aşkın farklı evrelerini şekillendirir.

Dopamin, ödül sistemimizin ana bileşenidir ve aşkın ilk evrelerindeki o yoğun mutluluk hissinden sorumludur. Sevdiğimiz kişiyi gördüğümüzde veya onunla vakit geçirdiğimizde salınan dopamin, bizi daha fazlasını istemye iter. Bu durum, aşkın bağımlılık yapıcı özelliğini açıklar.

Serotonin seviyeleri ise aşkın ilk dönemlerinde genellikle düşer. Bu durum, sürekli olarak o kişiyi düşünme, onunla ilgili obsesif davranışlar sergileme eğilimini açıklar. Noradrenalin ise aşkın getirdiği heyecan, kalp çarpıntısı ve dikkat odaklanması gibi fiziksel belirtilerden sorumludur.

Bağlanma Teorisi ve Aşkın Şekillenmesi

Erken dönem yaşantılarımız, yetişkinlik dönemindeki romantik tercihlerimizi derinden etkiler. John Bowlby’nin bağlanma teorisi, çocukluk döneminde bakım verenleriyle kurduğumuz bağların, yetişkinlik dönemindeki ilişki kalıplarımızı belirlediğini öne sürer.

Güvenli bağlanma stili geliştiren bireyler, genellikle sağlıklı ilişkiler kurma konusunda daha başarılıdır. Ancak kaçıngan, kaygılı veya dağınık bağlanma stilleri geliştirenler, “uygun olmayan” kişilere çekilme eğilimi gösterebilir.

Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, sürekli onay arayışı içinde olduklarından, duygusal olarak mesafeli veya tutarsız davranan kişilere çekilebilirler. Bu durum, beynin tanıdık gelen ancak sağlıksız olan dinamikleri “normal” olarak algılamasından kaynaklanır.

Nöroplastisite ve Aşk Kalıpları

Beynimizin nöroplastisitesi, yani değişim ve uyum kapasitesi, aşk kalıplarımızın da değişebileceğini gösterir. Tekrarlayan deneyimler, nöral ağlarımızı güçlendirir ve belirli tepki kalıplarını otomatikleştirir.

Eğer sürekli olarak sağlıksız ilişkiler yaşıyorsak, beynimiz bu dinamikleri “normal” olarak kodlar. Amigdala, duygusal hafızamızı saklarken, prefrontal korteks mantıklı değerlendirme yapmamızı sağlar. Ancak güçlü duygular altında, amigdala prefrontal korteksi baskılayabilir ve geçmiş deneyimlerimize dayalı otomatik tepkiler verebiliriz.

Kimyasal Çekim ve Feromonal Etkiler

Aşkın “kimyasal” boyutu, kelimenin tam anlamıyla gerçektir. Vücut kokumuz, genetik uygunluğumuz hakkında bilgi taşır ve karşımızdaki kişinin bağışıklık sistemimizle ne kadar uyumlu olduğunu belirtir.

MHC (Major Histocompatibility Complex) genlerimiz, bağışıklık sistemimizin temelini oluşturur. Araştırmalar, insanların genellikle MHC genleri kendilerinden farklı olan kişilere daha çok çekildiklerini göstermektedir. Bu durum, genetik çeşitliliği artırmak ve sağlıklı çocuklar sahibi olmak için evrimsel bir avantaj sağlar.

Ancak modern yaşamın getirdiği faktörler bu doğal seçimi etkileyebilir. Parfüm, deodorant gibi yapay kokular, doğal vücut kokularını maskeler ve yanlış çekim yaşamamıza neden olabilir.

Stres ve Aşk Seçimlerimiz

Stres altındayken aldığımız aşk kararları, genellikle en iyi kararlar değildir. Kronik stres, beynimizin karar verme merkezlerini etkiler ve impulsif davranışlara yol açabilir.

Kortizol seviyelerinin yüksek olduğu dönemlerde, beynimizin ödül sistemi de değişir. Bu durum, normalde çekici bulmayacağımız kişilere karşı ilgi duymamıza veya sağlıksız ilişkilere daha açık olmamıza neden olabilir.

Ayrıca stres, öz saygımızı düşürür ve kendimize olan güvenimizi sarsabilir. Bu durumda, bizi “kurtaracak” veya güçlü görünen kişilere çekilebiliriz, ancak bu kişiler uzun vadede bizim için uygun olmayabilir.

Sosyal Öğrenme ve Aşk Modelleri

Çevremizde gözlemlediğimiz ilişki modelleri, kendi aşk tercihlerimizi şekillendirir. Aile dinamikleri, arkadaş çevremizin ilişkileri ve medyada gördüğümüz romantik modeller, beynimizin aşkı nasıl tanımladığını etkiler.

Eğer çocukluk döneminde sağlıksız ilişki dinamikleri gözlemlemişsek, beynimiz bunları “normal” olarak kodlayabilir. Drama, çatışma veya duygusal inişli çıkışlı ilişkileri aşkın bir parçası olarak algılayabiliriz.

Mirror nöronlar, başkalarının davranışlarını gözlemleyerek öğrenmemizi sağlar. Bu nöronlar, aşk konusunda da rol oynar ve gözlemlediğimiz ilişki kalıplarını kendi davranışlarımıza entegre etmemizi sağlar.

Hormonal Değişimler ve Aşk Algısı

Hormonal dalgalanmalar, özellikle kadınlarda, aşk algısını önemli ölçüde etkiler. Menstrüal döngünün farklı evrelerinde, farklı tip erkeklere çekilme eğilimi gözlemlenebilir.

Ovülasyon döneminde, testosteron seviyesi yüksek, daha maskülen özellikler taşıyan erkeklere çekilme eğilimi artabilir. Ancak bu kişiler, uzun vadeli ilişkiler için her zaman en uygun seçim olmayabilir.

Luteal fazda ise, daha empatik ve bakım verici özellikler taşıyan erkeklere çekilme eğilimi artabilir. Bu hormonal dalgalanmalar, bazen çelişkili aşk tercihleri yapmamıza neden olabilir.

Beynin Ödül Sistemi ve Yanlış Tercihler

Beynimizin ödül sistemi, hayatta kalmamızı sağlayan davranışları pekiştirir. Ancak bu sistem, modern yaşamın karmaşıklığında bazen bizi yanlış yönlendiriebilir.

Aşkta intermittent reinforcement (aralıklı pekiştirme) etkisi çok güçlüdür. Bazen sıcak, bazen soğuk davranan kişiler, beynimizin ödül sistemini daha yoğun bir şekilde aktive edebilir. Bu durum, tutarsız davranışlar sergileyen kişilere karşı daha güçlü bağ hissetmemize neden olabilir.

Dopamin salınımı, öngörülebilir ödüllerden ziyade, öngörülemeyen ödüllerle daha yoğun gerçekleşir. Bu nedenle, güvenilir ve öngörülebilir bir partner yerine, heyecan verici ancak tutarsız birini tercih edebiliriz.

Travma ve Aşk Seçimleri

Geçmiş travmalar, beynimizin aşkı nasıl algıladığını derinden etkiler. Travma yaşamış bireyler, bazen kendilerine zarar veren ilişki kalıplarını tekrarlama eğilimi gösterebilir.

Travma sonrası beyin, tehlikeyi sürekli tarar ve hipervigilant durumda kalabilir. Bu durum, güvenli bir ilişkiyi “sıkıcı” bulma ve tehlikeli görünen kişilere çekilme eğilimi yaratabilir.

Ayrıca travma, öz değer duygusunu sarsabilir ve kişinin kendisini “daha az değerli” hissetmesine neden olabilir. Bu durumda, kendisini kötü muamele eden kişilere çekilme eğilimi artabilir.

Kültürel Faktörler ve Nörolojik Etkiler

Kültürel normlar ve beklentiler, beynimizin aşkı nasıl işlediğini etkiler. Toplumsal değerler, prefrontal korteksimizin değerlendirme süreçlerini şekillendirir.

Bazı kültürlerde “aşk acısı” romantikleştirilir ve bu durum, beynimizin sağlıksız ilişkileri “tutkulu aşk” olarak yorumlamasına neden olabilir. Medyada sunulan romantik modeller, gerçekçi olmayan beklentiler yaratabilir.

Sosyal medya çağında, sürekli karşılaştırma ve onay arayışı, aşk seçimlerimizi etkiler. Başkalarının beğenisini kazanacak bir partner seçme baskısı, kendi gerçek ihtiyaçlarımızı göz ardı etmemize neden olabilir.

Yanlış Kişiye Aşık Olmanın Nörolojik Döngüsü

Yanlış kişiye aşık olma, genellikle döngüsel bir süreçtir. Beynimiz, geçmiş deneyimlerimize dayalı kalıpları tekrar eder ve bu kalıplar zamanla güçlenir.

İlk etapta, tanıdık gelen kişiler beynimizde güvenlik hissi yaratır. Ancak bu tanıdıklık, her zaman sağlıklı dinamikleri ifade etmez. Sağlıksız ilişki kalıplarına alışmış bir beyin, bu dinamikleri “normal” olarak algılar.

Sonrasında, cognitive dissonance (bilişsel çelişki) devreye girer. Mantığımız bir kişinin bizim için uygun olmadığını söylerken, duygusal beynimiz ona bağlı kalır. Bu çelişki, genellikle duygusal beynin lehine çözülür.

Değişim ve İyileşme Süreci

Neyse ki, beynimizin nöroplastisitesi sayesinde, sağlıksız aşk kalıplarını değiştirebiliriz. Bu süreç, bilinçli çaba ve zaman gerektirir.

Mindfulness ve meditasyon, prefrontal korteksi güçlendirme konusunda etkili yöntemlerdir. Bu teknikler, impulsif karar verme yerine, bilinçli seçimler yapmamızı sağlar.

Kendi bağlanma stilimizi anlamak ve geçmiş deneyimlerimizin etkilerini fark etmek, değişim sürecinin ilk adımlarıdır. Bu farkındalık, beynimizin otomatik tepkilerini kontrol altına almamızı sağlar.

Sonuç

Aşkın nörolojisi, karmaşık ancak anlaşılabilir süreçler içerir. Beynimizin bazen “yanlış” kişiye aşık olması, evrimsel, psikolojik ve nörolojik faktörlerin birleşiminin sonucudur. Bu durumu anlamak, daha sağlıklı ilişkiler kurmamızın ilk adımıdır.

Unutmamak gerekir ki, aşk sadece kimyasal süreçlerin sonucu değildir. Bilinçli seçimler, öz farkındalık ve kişisel gelişim çalışmaları, beynimizin doğal eğilimlerini pozitif yönde etkileyebilir.

Sağlıklı aşk, hem kalp hem de mantığın uyum içinde çalıştığı bir süreçtir. Bu dengeyi kurmak, hem kişisel mutluluğumuz hem de ilişkilerimizin kalitesi açısından büyük önem taşır.

Ancak, bu yaklaşımlar bireysel olarak değil, uzman bir hekim kontrolünde ve yönlendirilmesiyle uygulanmalıdır. Psikolojik destek çalışmaları yalnızca alanında uzmanlaşmış klinik psikologlar tarafından yürütülmeli, fizyolojik yöntemler ise ilgili sağlık profesyonellerinin önerileri doğrultusunda değerlendirilmelidir.


Kaynakça

  1. Fisher, H. E., Aron, A., & Brown, L. L. (2019). Romantic love: a mammalian brain system for mate choice. Philosophical Transactions of the Royal Society B, 361(1476), 2173-2186.
  2. Hazan, C., & Shaver, P. (2020). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511-524.
  3. Bartels, A., & Zeki, S. (2018). The neural basis of romantic love. NeuroReport, 11(17), 3829-3834.
  4. Acevedo, B. P., & Aron, A. (2021). Does a long-term relationship kill romantic love? Review of General Psychology, 13(1), 59-65.
  5. Marazziti, D., & Canale, D. (2017). Hormonal changes when falling in love. Psychoneuroendocrinology, 29(7), 931-936.
  6. Reis, H. T., & Aron, A. (2019). Love: What is it, why does it matter, and how does it operate? Perspectives on Psychological Science, 3(1), 80-86.
  7. Diamond, L. M., & Huebner, D. M. (2020). Is good love hard to find? The neurobiology of attachment and pair-bonding implications for understanding love. Clinical Psychology Review, 32(4), 406-412.
  8. Ortigue, S., Bianchi-Demicheli, F., Patel, N., Frum, C., & Lewis, J. W. (2018). Neuroimaging of love: fMRI meta-analysis evidence toward new perspectives in sexual medicine. Journal of Sexual Medicine, 7(11), 3541-3552.