Sinir Sıkışma Tedavisi

Bilgisayarlardan çok daha karmaşık bir yapıya sahip olan sınırları belirlenemeyen sinir sistemi nasıl çalışmaktadır?
Sinir sistemi yaklaşık 100 milyar nörondan ve bunların arasında bulunan trilyonlarca bağlantıdan oluşur. Trilyonlarca bağın ne demek olduğunu hayalinizde canlandırmaya çalışın. Bilgisayarınızda internet üzerinde bir arkadaşınızla mesajlaştığınızı düşünün ve sonra bir arkadaşınız daha katılsın şimdi bunu biraz daha büyütelim. İstanbulda yaşayan 16 milyon insan aynı anda internet üzerinden birbirleriyle mesajlaşsın. Üstelik bu mesaj trafiği bir bütün olarak ortak amaca hizmet etsin ve bu iletişim ömür boyu hiç kesintisiz sürsün. Ve şimdide şehir sayısını 62.000 e çıkartalım. İstanbul dolusu insanın heran ve sürekli birbirleriyle sürekli iletişim halinde olduğunu hayal etmeye çalışalım.
İşte bu BEYİNDİR.
Sinir sistemi iki kısıma ayrılır:
1- Çevresel sinir sistemi
2- Merkezi sinir sistemi
Çevresel sinir sistemi; vücudun her yanından edinilen bilgileri müthiş bir hızla beyne iletir. Omuriliği oluşturan yaklaşık 1 milyar nöron bu işle görevlidir. Vücudun her noktasını; kolları, bacakları, iç organları bir kominikasyon ağı olarak saran nöronlar beyin ile vucut arasındaki bağlantıyı sağlar. Vücudumuzun her bir noktasına uzanan sinirler tüm vücudun uyumlu çalışmasını ve dengesini sağlar.
Merkezi Sinir Sistemi; Vücuttan gelen verilerin yorumlandığı ve bu verilerin doğrultusunda kararların verildiği çok karmaşık bir komuta merkezidir. Merkezi sinir sisteminde bulunan nöron sayısı 85 milyardır. Sistemin ana görevleri milimetrenin 200de biri olan mikroskobik hücrelerdir. Bunlar biraraya geldiklerinde bugün bile birçok fonksiyonu bizim için sır olan beynin çalışmasını sağlar ve hepsinden önemlisi bu muhteşem ağı oluşturanlar şuurlu insan toplulukları değil sadece bir grup hücredir.
Beyin hücrelerinin zarları üzerinde kendilerine ulaşan mesajları algılayan antenler yani DENTRİTLER bulunur. Bu antenlerin bağlı bulunduğu bir ana gövde ve gövdenin diğer ucunda bilgiyi yayan tek bir santral yani akson vardır.Nöronlar bulundukları yer ve yaptıkları işe göre şekil alırlar. Örneğin omurilikten kola mesaj iletecek olan akson 1metre uzunluğunda iken, gözden beyne uzanan diğer bir akson sadece 5cm uzunluktadır.
Milyarlarca nöron duyu organları arcılığıyla edinilen bilgileri inanılmaz bir hızla beyne taşırlar. Bu hız saniyenin 50 de 1 i kadardır. Bunu yaparken de elektriksel ve kimyasal sinyaller kullanırlar. Bir sinir hücresindeki anten sayısı 100 ila 10.000 arasındadır. Bu sayı ihtiyaca göre azalıp çoğalmaktadır.
Antenler bir hücreden gelen bilgileri yakalayıp,diğer uçtaki santrale gönderirler. Santral yani akson uçta bilginin dağıtımını yapacak keseler bulunur. Elektrik sinyallerini kimyasal sinyale çeviren ileticiler yani Nörotransmitter ile doludur. İki nöron birbirinden sinaps boşluğuyla ayrılır.

(Şu an da görülen aralık gerçekte milimetrenin 50binde biri kadardır. ) Nörotransmitter ler bir hücreden diğerine bu boşluktan geçerek atlarlar ve iki hücre arasındaki iletişimi sağlarlar bir hücre ucunda vericiler diğer hücre ucunda alıcılar bulunur. Verici uçtaki Nörotransmitter ler bir elektrik sinyaliyle uyarılır ve bu uyarıyla bombardıman halinde bir molekül akışı başlar. Diğer hücre yüzeyi tıpkı bir laleyi andırır şekilde alıcılarla kaplıdır. Moleküller buraya ulaştığında alıcılar yapraklarını açar ve moleküllerin geçişine izin verir.
Her molekülün geçeceği tek bir kapı vardır. Molekülün geçeceği tek bir kapı anahtar ve kilit gibi birbirine uyacak şekilde yaratılmışlardır. Ve hiç bir transmitter başka bir transmittere ait kapıdan içeri giremez. Moleküller alıcı hücrede yeniden elektrik akımı oluştururlar. Bilgi diğer hücreye iletilmiş ve Nörotransmitter görevlerini bitirmişlerdir. İşleri biten moleküller kendi cinslerine ait olan ve farklı Nörotransmitter ler asla kullanamayacağı özel bir kapıdan geçerek kendi sinir hücrelerine geri dönerler.
Beyin hücreleri yalnızca saf glikoz ve oksijen ile beslenir. İhtiyaç duyulan oksijen nöronlara ulaşmaz ise bilgi üretimi kesintiye uğrar. Zira nöronların yakıtı olan glikoz ancak yeterli oksijen varsa kullanılabilir hale gelir. Oksijen eksikliğinde şeker kullanılamaz. Bu durumda bilgiler ya yavaş depolanır ya da hiç depolanmaz.
Biz bu durumu “geç algılama”, “geç farketme” ya da “çabuk unutma” olarak tanımlarız. Nöronlar sinir sisteminde yalnız değillerdir. Gıliya hücreleri sinir hücrelerini korumak ve desteklemekle görevlidirler. Kütle olarak beynin yarısı gıliya hücrelerinden oluşmaktadır. Bunlar sinir hücrelerinden daha küçük oldukları için sayıları sinir hücrelerinin on katı kadardır. Bazı gliya hücreleri nöronların beslenmesine yardımcı olurlar.Bazıları da aksonların çevresinde miyelin adı verilen kılıfı oluştururlar.
Bu kılıf elektrik sinyalleri taşıyan aksonların yan yüzeylerini izole ederken uç noktalarda iletkenlikleri arttırır. Günümüzde tüm iletişim aygıtlarıve tıp cihazlarında aynı mantıkla yani bilgi hızını arttırıp kaybı azaltacak özel yalıtımlı fiber kablonun keşfi teknolojinin yayılmasında ve hızında büyük önem taşıyor. Ancak insan bedenine baktığımızda daha anne karnında tüm detayların düşünüldüğü ve kusursuzca doğru yerlere yerleştirildiğini görüyoruz.
Tıpkı miyelin kılıfının sadece beyin nöronlarında yani olması gereken yerde en mükemmel biçimde yaratıldığı gibi...

REFLEKSOLOJİNİN FAYDALARI
Ayaklarda ve ellerde bedenin tüm bölgelerine ve sistemlerine bağlı olarak anatomik refleks noktaları mevcuttur. Ayak ve el tabanında, üstünde, sağında ve sol bölgelerinde her organa ait sinir uç noktalarına manüel terapi uygulayarak beyine elektro sinyalleri (görev uyarıları) ileterek vücuttaki sinirlere ve belli sistemlere emir gönderip; vücudun kendi kendini tedavi etme mekanizmasını harekete geçirilir.
Dokuları oluşturan hücrelerde yenilenmeler ve ölmüş olan hücreleri vücuttan atılımı sağlayarak bedende fiziksel ve zihinsel bir rahatlama sağlar.
Nitekim serotonin ve nöroadrenalin etkinliğini arttırmak için Refleksoloji uygulamasında anatomik olarak belirttiğimiz sinir uç noktalarını fizyolojik olarak işleve geçirdikten sonra; nörofizyolojik kuramagöre ayaklardan çıkan uyarının aksonlar yoluyla beyine ulaşarak nöronlar arasında sinaps bağlantısını sağlayarak mesajın beyine ulaşmasıyla beyindeki nöronun öğrenme işlevi de başlamış olur.
Günümüzde Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere İngiltere, Rusya, İsrail, Endonezya, Belçika, Danimarka ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde birçok alanda kullanılan ayak masajı(refleksoloji), ebelik ve hemşirelik profesyonelleri arasında oldukça popüler hale gelmiştir.
Hem sağlığın korunması ve yükseltilmesinde, hem de bazı rahatsızlıkların hafifletilmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin; Nöropati , kanser ağrılarını ve kemoterapinin yan etkilerini hafifletmede, yaşam kalitesini arttırmada, bağışıklık sistemini güçlendirmede, Glenfatik sistem/Glymphatic system dolaşımı düzenlemede, anksiyetede, uykusuzlukta, konstipasyonda, menopozda, dismenorede, postpartum dönemde ve laktasyonda çok sık başvurulmaktadır.
Ayakmasajı (Refleksoloji̇) ile yapılan bası ve cilt teması sonucunda enkefalinler ve endorfin salgılanmaktadır. Böylece, beyine giden ağrı mesajının sinirsel iletimi durdurulmakta, kaygı ve ağrı düzeyi azalmakta, geliştirilmiş lenfatik sinir ve kan akımı sonucunda vücuttan toksinlerin atılımı artmaktadır.

Kaynakça;
1-Borman P. Nöropatik ağrı tedavisinde tamamlayıcı alternatif tedaviler. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon
Dergisi 2009;12: 151-156.
2-M Valiani M, Shiran E, Kianpour M. and Hasanpour M. Reviewing the effect of reflexology on the pain
and certain features and outcomes of the labor on the primiparous women. Iranian Journal of Nursing
and Midwifery Research 2010;15: 302-310.
3-McNeill JA, Alderdice FA, McMurray F. A retrospective cohort study exploring the relationship
between antenatal reflexology and intranatal outcomes. Complementary Therapies in Clinical Practice
2006;12:119-25.
4-Öztürk R, Sevil Ü. Refleksolojinin kadın sağlığı üzerine etkisi. Uluslararası Hakemli Akademik Spor
Sağlık Ve Tıp Bilimleri Dergisi 2013;8: 87-100.
5-Moghimi Hanjani S, Mehdizadeh torzani Z, Shoghi M, Ahmadi G. Effect of foot reflexology on pain
intensity and duration of labor on primiparous. Koomesh 2013;14(2):166-171.

REFLEKSOLOJİNİN ETKİLİ OLDUĞU BAZI PROBLEMLER
• Bel BoyunFıtığı
• Migren – MS
• Eklem Ağrıları-Fibromiyalji
• Reflü – Kabızlık
• Regl Ağrıları-Hormon Sorunları
• -Zayıflama
• Enerji Eksikliği-Yorgunluk
• PanikAtak- Meniere
• Kanser ve Omurilik Tümürü
• Hidrosefali
• Nörolojik Sorunlar-Çölyak
• Şeker – Tansiyon
• Serebral Palsi (sp)
• Felç – Motor Gerilik
• Down Sendromu
• Otizm – Epilepsi- Rett Sendromu
• Konuşma Bozukluğu
• Unutkanlık – Dikkat Eksikliği
• Astım- bronşit- Kireçlenme
• Alzheimer - Parkinson
Not: Uzman olmayan, fizyoloji, anatomi ve nöroloji bilgisi olmayan kişilerce yapıldığında riskli komplikasyonlara neden olabiliyor.

Ayakların bulunduğu nokta, bin millik seyahatin başladığı yerdir.



K.Şahin YILDIRIMER
Uzman Sosyolog-Refleksolog
+90 532 603 30 06